Tezekkür-i Mevt

Dünyaya geldiğin zamanı düşün
Sen ağlardın, fakat gülerdi âlem
Öyle bir hayat sür ki, senin gidişin
Sana sevinç olsun âleme matem

TEZEKKÜR:Hâfızadaki bilgileri, istenildiği zaman hatırlamak. İnsanın bâtınında (içinde) hiss-i müşterek, hayâl, tefekkür, tezekkür ve hıfz kuvvetleri vardır. Allahü teâlâ bu kuvvetleri yaratmasa, el, ayak ve kuvvetlerden hâli (mahrûm) kaldıkları gibi beyin de boş kalır (İmâm-ı Gazâlî rahmetullahi aleyh)

Tezekkür-i Mevt:Ölümü hatırlamak.

 İnsanın kendini ölmüş, teneşir tahtası üzerinde yıkanmış, kefene sarılmış ve tabuta konulmuş ve mezâra gömülmüş olarak düşünmesi.
Tezekkür-i mevt, lezzetleri yıkar, eğlencelere son verir. (Hadîs-i şerîf-Tebyîn)

Muhammed Behâüddîn-i Buhârî (kuddise sirruh) her gün yirmi kere tezekkür-i mevt ederdi. (Abdülhakîm bin Mustafâ rahmetullahi aleyh)
Tezekkür-i mevt edenler, Allahü teâlânın emir ve yasaklarına sarılıp, günâhlardan sakınırlar. Haram işlemeye cesâretleri azalır. (İbn-i Receb rahmetullahi aleyh)

Hasan efendi adıyla meşhur bir ihtiyar vardı. Yaratılış gayesini iyi bilirdi. Ömrünü dînine hizmet etmekle geçirmişti. Mum dibine ışık vermez misâli, oğluna ne kadar nasihat etmişse de, oğlu söz dinlememişti. Ölüm döşeğindeyken oğlunu çağırıp der ki:
-Oğlum bugüne kadar hiç bir nasihatimi dinlemedin. Son bir arzum var, onu bari yerine getir!
Oğlu merakla sorar:
-Son arzun nedir, baba?
Ben ölünce, yıkandıktan sonra, daha kefenlenmeden, hocadan müsaade iste, babamın vassiyeti var de, ayaklarıma çorap giydir?
-Başüstüne babacığım. Bir çift çorabın ne kıymeti var. Söz veriyorum, vasiyyetini yerine getireceğim.
İhtiyar baba sevdiği bir arkadaşını da çağırıp ona der ki:
-Bu mektubu ben ölüp defnedildikten sonra oğluma vermeni rica ediyorum.
Arkadaşı kabul ederek mektubu alır.
Gün gelir, ihtiyar Hasan Efendi, fâni dünyadan, baki âleme göç etmek üzere vefat eder. Meyyit yıkanıp, kefenleneceği zaman, oğlu elinde bir çift çorapla gelir. Hoca efendiye babasının vasiyyetini anlatır.
-Çorapları kendi elimle giydireyim, der.
Hoca, Mektubât-ı şerifi okumuş bilgili bir kimsedir. Hasan Efendinin oğluna der ki:
-Kefen üç parça olur. Çoraplarla dört, beş parça oluyor, bid’attır, caiz değildir. Dine uygun olmayan vasiyyetler yerine getirilmez.
Dinde reformculardan birisi,
-Meyyitin çorap giymesinin caiz olmadığını sanki Kur’ân mı yazıyor? diyerek ehl-i sünnet imâma itiraz ederse de, imâm efendi, münakaşaya meydan bırakmadan meyyiti hemen defn ettirir.
Defni müteakip Hasan Efendinin arkadaşı, mektubu çıkarıp oğluna verir. Oğlu açıp okumağa başlar:
“Oğlum, gördün, dünyada ne kadar çok malım, mülküm varken, bir çift çorabı bile ayağıma giydiremedin. Malımın hepsi dünyada kaldı. Kabire amelimle girdim. Benden ibret al! Nasıl yaşarsan yaşa sonunda öleceksin. O halde hemen tevbe et! Âhıreti kazanmak niyyetiyle yaptığın bütün işler dünya değil âhıret olur.”
İmâm-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:
(Bu dünya çalışmak yeridir. Ücret alınacak yer âhırettir. Dünya kazançlarının Allahü teâlânın yanında az bir kıymeti olsaydı, düşmanı olan kâfirlere ondan kıl ucu kadar vermezdi. Allahü teâlâ, cümlemizi, kendisinden başka her şeyden yüz çevirmekle ni’metlendirsin!)

Reklamlar

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: