Ebû Türâb

Açma cihanda damen-i aybı saba gibi…
Setr eyler kamu gördüğünü nitekim türâb !

 Taşlıcalı Yahya Bey

 

Damen-i=eteklik,kadın baş örtüsü

Setr=örtmek

Kamu=halk

Türâb=toprak

Şair diyor ki; rüzgar gibi ayıp olan örtülü yerlerini herkesin önünde açma,açık verme, yüzüne vurma. Nitekim toprak gibi ol, çünkü toprak herkesin gördüğünü örter,gizler, pislikleri içine alır ve açığa vurmaz. Toprakta kibir seviyesi sıfırdır.Tevazunun zirvesini temsil eder. Üzerine basıp üstünde geziniriz, her türlü gıda ve deva oradan çıkar.Onun için toprak gibi örtücü ol, mütevazi ol demeye getiriyor.

EBÛ TÜRÂB:

Peygamber efendimizin amcasının oğlu, dâmâdı, Cennet’le müjdelenen on kişinin ve dört büyük halîfenin dördüncüsü, Allahü teâlânın arslanı hazret-i Ali’nin “Toprağın babası” mânâsına gelen lakabı.

Peygamber efendimiz bir gün mescide girdiğinde, hazret-i Ali’yi uyumuş ve ridâsı (paltosu) düştüğü için sırtına toprak bulaşmış gördüler. Mübârek elleriyle toprağı silip; “Kalk yâ Ebâ Türâb (Toprağın babası)! Kalk yâ Ebâ Türâb!” diye iltifât buyurdular. (Hadîs-i şerîf-Şevâhid-ün-Nübüvve)

Hazret-i Ali, kendisinin Ebû Türâb lakabıyla anılmasını ve çağırılmasını çok severdi. (Zerkânî)

Sual: Arapçada ebu baba demektir. Ancak arapça bilen bir bayan, (Ebu Hureyre kedi babası değil, kedili demektir, Ebu turab toprak babası değil topraklı demektir, böyle kelimeler lı, li anlamındadır) dedi. Doğrusu hangisidir?
CEVAP:İkisi de, Arapçadaki anlamını verememektedir. Önce baba kelimesi Türkçede ne anlamlara gelir bir bakalım:
İnsanlara iyilik eden, onları himayesine alan kimselere mecaz olarak, Baba adam, Fakir babası denir. Yaşlı kimselere de hürmeten Baba denir. Tekke büyüğüne de baba denirdi. Bektaşi babası gibi. Bugün çete başlarına mafya babası, parası çok olana da para babası denmektedir. Paranın babası olur mu? Demek ki burada baba o anlamda değil. Ebu Cehil, cahilin babası veya cahilli demek değil, cahilin daniskası, kuru cahil demektir. Ebu Hüreyre’deki baba da bu anlamdadır. Kedi babası, yani kediyi seven, kedileri bakıp gözeten, onlara şefkat gösteren kimse demektir.

Ebu Bekri Sıddık da böyle, doğruyu tasdik eden, katıksız tam doğru kimse demektir. Türkçede bunları ifade eden kelime olmadığı için zorlanıyoruz. Ebu Turab da öyle, toprakla haşır neşir olan, eli yüzü topraklı, toprağı, yani secde etmeyi seven gibi anlamları var. Ebu Hanife de öyle. Yani Hanif, doğru inanan, İslamiyet’e sarılan kimse demektir. Ebu Hanife, gerçek müslümanların hamisi, koruyucusu, babası demektir. Yoksa bayanın dediği gibi hanefili değildir. Görüldüğü gibi, ebuyu baba diye tercüme etmek Türkçeye daha yakındır.

 ……………………………………………………………………………………………….

Ebû Türâb lakabı ile meşhur olmuş evliyanın büyüklerinden

EBÛ TÜRÂB-I NAHŞEBÎ; hazretleri de Horasan bölgesinin büyük velîlerinden ve Şâfiî mezhebi fıkıh âlimi idi. Dokuzuncu yüzyılda yaşamıştır. İsmi, Asker bin Hüseyin’dir. Ebû Türâb künyesiyle ve Nahşebî nisbesiyle meşhur olmuştur. Doğum yeri ve târihi bilinmemektedir. 859 (H.245) senesinde Basra civârında vefât etti.

Horasanlı olan Ebû Türâb-ı Nahşebî, zamânının âlimlerinden ilim tahsîl etti. Aklî ve naklî ilimlerde âlim oldu. Şâfiî mezhebi fıkıh ilminde derin âlim idi. Ahmed bin Hanbel’in ilim meclislerinde bulundu. Hâtim-i Esam ve Ebû Hâtim-i Attâr el-Basrî gibi velîlerin sohbetlerinde bulunup tasavvuf yolunda ilerledi. Allahü teâlânın emirlerini yapıp, yasaklarından şiddetle kaçındı. Peygamber efendimizin sünnet-i seniyyesine sıkı sıkıya sarılıp

fazîlet ve güzel ahlâk sâhibi yüksek bir velî oldu. Nefsin istediklerinden kaçarak ve istemediklerini yaparak yüksek tasavvufî derecelere ulaştı. Hamdûn-ı Kassâr, Şâh Şücâ Kirmânî, Ali bin Sehl İsfehânî, Ebû Hamza Horasânî, Ahmed bin Hadreveyh, Ebû Ubeyd Busrî, Hâkim Tirmizî ve İbn-i Cellâ gibi zâtlar onun sohbetlerinde yetiştiler.

Sâdık kul, amel etmeden, hâlis kul amel edince, amelin tadını alır. (Ebû Türâb Nahşebî)

Kendisi anlatır: “Bir gün çölde gidiyordum. Nefsim yumurta ve sıcak ekmek istedi. Hiçbir zaman nefsimin istediğini yapmamış idim. Fakat nasıl olduysa isteğim gâlip geldi. Yolumu değiştirip, bir köye girdim. Köyde hırsızlık olmuştu. Onun için köylüler bir yere toplanmış durumu

konuşuyorlardı. Beni görünce içlerinden biri, bu adam hırsızla beraberdi, dedi. Beni yakaladılar ve yetmiş sopa vurdular. Bu arada biri gelip beni tanıdı. Bu hırsız değildir. Bu âlim Ebû Türâb’tır, dedi.

Bunun üzerine benden özür dilediler. İçlerinden biri beni eve yemeğe götürdü. Bana tâze ekmek ve yumurta getirdi. Nefsime; “Ey nefs! Yetmiş sopadan sonra ekmekle yumurta yiyebilirsin.” dedim.

Reklamlar

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: