Ne fenâlık görsen elden sanma, sendendir bütün
Müstakîm ol, Hazret-i Allâh utandırmaz seni
Diyarbakırlı Said Paşa
Sual: Dünya ve ahiret işlerini düzgün yapan, kaliteli şiir yazan, namazı çok düzgün
kılan çok kabiliyetli bir insanın yaptığı iyi işlerden dolayı kendi kendine iftihar etmesi
günah mıdır?
CEVAP
Yaptığı ibadetleri, iyilikleri beğenerek, bunlarla övünmeye ucub denir. Ucub, kötü
işlerdendir. Hazret-i Âişe validemize, (İnsan ne zaman kötü amel işler?) diye sual
edildi. Buyurdu ki: (İyi amel işlediğini sandığı zaman.)
İbni Mesud hazretleri de, (İnsanın helakı, ucub ve ümitsizliktendir) buyurdu.
Ucbeden, yani kendini beğenen, kendini ihtiyaçsız hissedip, ümitsiz olanlar gibi
isteğinde gevşek olur. Bir abid vardı. Namazını düzgün kılar, bütün ibadetlerin bütün
edeplerini gözetmeye çalışırdı. Gencin birisi, bu abide hayran hayran bakınca abid
dedi ki:
(Şeytan da uzun yıllar ibadet etti. Fakat sonunu biliyorsun. Mühim olan sondur.
İbadetlerimin kabul olup olmadığını bilmiyorum. Hepsi kabul olsa, bir gözümün
şükrü değildir.)
Ucbeden, kendini herkesten üstün bilir, günahlarını hatırlamaz. İbadetine şükretmez.
Şükre ihtiyaç olmadığını zanneder. Allahü teâlânın kendine ihsan ettiği ibadet etme
nimetini kendinden bilir, kabiliyeti ile övünür. İlmi ile ucbeder, yani ilmini beğenir,
kimseye bir şey sormaz, nasihat dinlemez.
Ucbun zıddına Minnet denir. Minnet, nimete kendi eliyle, kendi çalışmasıyla
kavuşmadığını, Allahü teâlânın lütfu ve ihsanı olduğunu düşünmektir. Böyle
düşünmek ucub tehlikesi olduğu zaman farz olur. Allahü teâlâ, kime ilim,
ibadetlerde kolaylık ve başka nimetler verdiyse, bunların elden gitmesinden
korkmalıdır.
İnsanı ucba sürükleyen sebeplerin başında cehalet ve gaflet gelir. Böyle ucubtan
kurtulmak için her şeyin Allahü teâlânın dilemesi ve yaratması ile meydana
geldiğini, akıl, ilim, ibadet, mal, mevki, güzel yazmak, güzel konuşmak, kaliteli iş
yapmak gibi nimetlerin Allahü teâlânın lütfu ve ihsanı olduklarını düşünmek gerekir.
Bize faydalı ve tatlı gelen bütün nimetleri gönderen Allahü teâlâdır. Ondan başka
yaratıcı, gönderici yoktur. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Günah işlemeseydiniz, bundan daha zararlı olan ucubtan korkardım.) [Harâiti]
(Eğer mümin ameli sebebiyle ucba düşmeseydi, günahlardan korunurdu ve hatta
aklından bile geçirmezdi. Lakin günah onun için ucubtan hayırlıdır.) [Deylemi]
Günah işleyenin boynu bükük olur. Tevbe edebilir. Ucub sahibi ilmi ile, ameli ile
mağrur olur. Egoist olur. Tevbe etmesi güç olur. Günah işleyenlerin iniltileri, Allahü
teâlâya, tesbih çekenlerin övünmesinden iyi gelir. Ucbun en kötüsü, hatalarını,
nefsinin hevasını beğenmektir. Hep nefsine uyar, nasihat kabul etmez. Başkalarını
cahil zanneder. Halbuki kendisi çok cahildir. Bilmediğini bir bilene sormaz. Ucbun
sebebi cahillik hastalığı olduğuna göre, ilacı da ilim ve marifettir. İlim, ibadet, takva
gibi salih amellerin Allahü teâlânın bir lütfu ve ihsanı olduğunu bilip şükreden kimse,
ucubtan kurtulur. Bir kimsenin ucub sahibi olup olmadığı, şu alametlerden belli olur:
Ucublu kimse, kibirli olur. Günahlarını ve Allahü teâlânın azabını unutur.
Büyüklerden istifade edemez, âlimlerin sohbetinden mahrum kalır. Kimseyle
meşveret etmez, danışmaz.
Kibirden kurtulmak için tevazu sahibi olmaya, ucubtan kurtulmak için de minnet ehli
olmaya çalışmalıdır! Diyelim ki bir kimsenin hitabeti güzeldir. Bundan dolayı kendini
beğenir, yani ucbeder. Minnet, nimete kendi eliyle değil, Allahü teâlânın lütfu ile
kavuştuğunu düşünmektir. Hitabet güzelliğinin cenab-ı Hakkın bir lütfu olduğunu
düşünen, kendini beğenemez.